13,5 aylıksın annem..." nasıl bakacağım ? "diye ağladığım günler ne çabuk geçti... o günleri düşününce kocaman olmuşsun artık :)bugün sana senin başarılarını yazacağım...
artık belli başlı kelimeleri anlıyorsun ve ben bu emeklerimizin karşılığını verdiğin bu günleri unutmak istemiyorum.. o yüzden satır satır buraya yazmak, "inci ne zaman şunu dedi" diye sorduklarında elimde böyle güzel tarih tarih yazılı olsun istiyorum:)
bugün cumartesi... baban işe gitti ve sen her uyandığında "bababab" diye uyandın:) sana bütün gün ben baktım ama sen baba diye uyandın olsun :) babanı özlediğinin farkında olman bile öyle güzel ki...
anladığın kelimeler arttı bin şükür... "öp" deyince öyle güzel öperek yalıyorsun ki anlatamam :) "içine koy,at, tut,göster" kelimeleri artık vız gelir tırısss gider :) söylediğimde ne yapman gerekiyorsa yapıyorsun çok şükür... kendi organlarını değil ama bebekte ve bende gözümü, burnumu, kulağımı, ağzımı, en çok da çeke çeke saçlarımı gösteriyorsun:) acıyor çok ama olsun be , sen saçımı bil yeter ki:)
geçen bi "annecim ayakkabılarını çıkaralım da pijama giyelim artık "dedim, o ayaklarının üstündeki kıyafetleri çekişin ve ayaklarına uzanışın için ömrümü veririm:)
yapmak istemediğin bir şeyi on numara tepkilerle reddediyorsun:) bi "ııııh" deyişin var, görmeye değer :)
yürümek isteyince nasıl da güzel ellerini uzatıp seni kaldırmamızı ifade ediyorsun :) tabi bel fıtığı olmadan şu yürüme işini çözersen çok makbule geçer:)
bir de yürüme sırasında "garip'e(evimizin vazgeçilmez büyük ayısı) bu kadar koşmanı anlamadık kuşum:) ama en güzeli de garip e koşup koşup burnunu tutup sonra koşarak uzaklaşman :))
uzun araba yolculuklarına bağırarak tepki gösteriyorsun ... hatta eğitime gidip gelirken bile yolda sıkılıp huysuzlanıyorsun ama seni eve kadar idare eden bi klasik müziğimiz var çok şükür..
her biberonla devam sütü vermek istediğimizde önce bir direniyorsun... sonra ben "kırmızı balık gööööölde" diye şarkıya girince cok cok cok içmeye başlıyorsun:) sanırım bunun adı da "klasik koşullanma" :)
hepsi mutluluk sebebi be kuzum... ama en güzeli ne biliyor musun? sen öyle güzel gülüyorsun ki İnci'm... hele de bize karşılık olarak anlamlı gülünce tadından yenmez valla...
13,5 aylıksın, büyüyorsun... ve seni her gün daha çok seviyorum...
26 Kasım 2016 Cumartesi
22 Kasım 2016 Salı
eşekten düşenler buraya!
eşekten düşenler gelsin dinlesin beni...bilmeyen veya bizimle 1gün geçirmeyenler anlamıyor belli... dilimin döndüğünce özetleyeceğim, anlaşılmamaya devam edileceğimden pek de şüphem yok ama ben yine de yazayım...içimi soğutayım hiç olmazsa...
çocuğu olan herkesin hayatı bir tık zordur.. buna kimsenin itirazı olduğunu sanmıyurum.. size muhtaç olan bi varlıkla sorumluluklarınız tavan yapar çünkü... onun karnını doyurmakla da bitmez, onunla oyun oynamak bile büyük mesele...şimdi çocuğu olan kime sorsam gece uyanıyor olması bile yorucu diyecektir... bakması da öyle işte...sizi o yüzden çocuğu olanlar çok iyi anlarlar...
beni de muhtemelen çocuğu ekstra ilgiye ihtiyaç duyan annelerden başka kimse anlamıyor ki gereken hoşgörüyü göremiyorum...tekrar söylüyorum bak, istisnai davranılmak değil, torpil yapılmak değil, sadece anlaşılmak derdindeyim... ki onu da şimdi üslubum elverdiğince açıklamaya çalışacağım...
sabah kalkınca incinin rutin ilaçları var, onları verip kahvaltısını ve inciyi hazırlar teyzesine bırakırım... sonra eşimi işe bırakır okula geçerim... daha kahvaltı etmediğim için derse girmeden yetiştirebildiğim kadar birşeyler yer, yarım bardak da olsa çayımı içer derse girerim.Dersim biter bitmez eve koşarak geliyorum ,çünkü incinin öğlen evde fizyoterapisi veya gününe göre bireysel dersi var... bazı günler de evdeki biter bitmez rehabilitasyon merkezindeki diğer dersine koşarız..eve gelişimiz en iyi ihtimalle saat 3 ü bulur.. o saatte inci acıktığı ve uykusu geldiği için binbir oyalamayla birşeyler yer ve uyur... işte o zaman ben yapılacaklardan hangisini yapacağım konusunda deli bi heyecana kapılırım.. yemek mi yapsam, ütü mü yapsam, incinin yemeğini mi hazırlasam, evi mi temizlesem, yoksa hala yemediğim öğlen yemeğimi mi yesem? çoğu zaman öğlen yemeğim yalan olur, diğer işleri sırayla inci uyanana kadar yapmaya çalışırım.. inci uyanır , yemek yer, sonra tabi ki yürüme hevesi olduğu için sürekli yürümek ister, oturtabildiğim nadir aralıklarda da bireysel dersine ait yapmamız çalışmamız gerekenleri yaparız..sonra inci nin uyku saati gelir, sütünü içer ve en geç 9 da uyumuş olur... sonra biz yemek yeriz, inci den kalanları toplarız, saat oldu 10:30... daha işten hiç bahsetmedim, çünkü ben daha incinin ertesi günkü çorbasını yapmadım.. onu da yaptıktan sonra okulla ilgili eksik işlerimi tamamlar, yatarım... ve genelde saat 12 yi geçer....
o inci'nin fazla olan kromozomu belli sağlık sorunlarını ve dolayısı ile sürekli doktor kontrollerini gerektiriyor... okulda 1 günümü boş istedim sadece ama sanıyorlar ki sabah 12 de uyanıp çay kahve içecek gün istedim kendime... en basitinden bu pazartesimi anlatayım, sabah inciyi tsh kontrolü ve muayene için doktora götürdüm, sonra eve getirdim uyuttum, sonra öğretmeni geldi fizyoterapi için, o burdayken çamaşır serdim, o giderken ben de çıkıp tsh sonuçlarını aldım, sonra o aldığım sonuçları Çorluya başka bir doktora götürdüm, gerig eldim. sonra inci yi alıp aşıya götürdüm... eve vardığımda sadece kahvaltı edip çıkmış ve eve 7 de gelmiştim...
anlatmadığım teferruatlar daha çok... ben wc ye gitmek için bile inci nin uyumasını beklerim, çünkü onun uyanık olduğu her sn bizim için ders çalıştırmak, birşeyi öğrensin diye tekrar etmek için çok önemli.. eğer çocuğunuza alkış yapmayı öğretmek için deli gibi ikide bi alkış yapıyorsanız, onun dil gelişimi için temizlik yaparken bile "ceeeviz aaaadam şip şap şop" diye çocuk şarkısı söylüyorsanız, okulda nöbet tutarken, koridorda tur atarken bile eve gidince inci'ye hangi etkinliği yapsam da birşeyi öğrenmesi kolaylaşsa diye düşünüyorsanız, eğitime götürürken o ağlamasın diye arabada türlü şebeklikler yapıyorsanız, bir çıngırak sallaması size Tübitak'ta proje kazanmış hissi uyandırıyorsa, attığı 1 bağımsız adım koşuda altın madalya kazanmış gibi sevindiriyorsa sizi bir kahveye beklerim... beni ancak siz anlarsınız...
çocuğu olanlara asla haksızlık etmem,çünkü çok zor bir canlıyı büyütüp belli bir yaşa getirip eğitmek... ama down sendromlu çocuğu olanları da siz anlamasanız da dinleyin olur mu? belki sizin "nasılsın?" demenize bile ihtiyacı vardır!
çocuğu olan herkesin hayatı bir tık zordur.. buna kimsenin itirazı olduğunu sanmıyurum.. size muhtaç olan bi varlıkla sorumluluklarınız tavan yapar çünkü... onun karnını doyurmakla da bitmez, onunla oyun oynamak bile büyük mesele...şimdi çocuğu olan kime sorsam gece uyanıyor olması bile yorucu diyecektir... bakması da öyle işte...sizi o yüzden çocuğu olanlar çok iyi anlarlar...
beni de muhtemelen çocuğu ekstra ilgiye ihtiyaç duyan annelerden başka kimse anlamıyor ki gereken hoşgörüyü göremiyorum...tekrar söylüyorum bak, istisnai davranılmak değil, torpil yapılmak değil, sadece anlaşılmak derdindeyim... ki onu da şimdi üslubum elverdiğince açıklamaya çalışacağım...
sabah kalkınca incinin rutin ilaçları var, onları verip kahvaltısını ve inciyi hazırlar teyzesine bırakırım... sonra eşimi işe bırakır okula geçerim... daha kahvaltı etmediğim için derse girmeden yetiştirebildiğim kadar birşeyler yer, yarım bardak da olsa çayımı içer derse girerim.Dersim biter bitmez eve koşarak geliyorum ,çünkü incinin öğlen evde fizyoterapisi veya gününe göre bireysel dersi var... bazı günler de evdeki biter bitmez rehabilitasyon merkezindeki diğer dersine koşarız..eve gelişimiz en iyi ihtimalle saat 3 ü bulur.. o saatte inci acıktığı ve uykusu geldiği için binbir oyalamayla birşeyler yer ve uyur... işte o zaman ben yapılacaklardan hangisini yapacağım konusunda deli bi heyecana kapılırım.. yemek mi yapsam, ütü mü yapsam, incinin yemeğini mi hazırlasam, evi mi temizlesem, yoksa hala yemediğim öğlen yemeğimi mi yesem? çoğu zaman öğlen yemeğim yalan olur, diğer işleri sırayla inci uyanana kadar yapmaya çalışırım.. inci uyanır , yemek yer, sonra tabi ki yürüme hevesi olduğu için sürekli yürümek ister, oturtabildiğim nadir aralıklarda da bireysel dersine ait yapmamız çalışmamız gerekenleri yaparız..sonra inci nin uyku saati gelir, sütünü içer ve en geç 9 da uyumuş olur... sonra biz yemek yeriz, inci den kalanları toplarız, saat oldu 10:30... daha işten hiç bahsetmedim, çünkü ben daha incinin ertesi günkü çorbasını yapmadım.. onu da yaptıktan sonra okulla ilgili eksik işlerimi tamamlar, yatarım... ve genelde saat 12 yi geçer....
o inci'nin fazla olan kromozomu belli sağlık sorunlarını ve dolayısı ile sürekli doktor kontrollerini gerektiriyor... okulda 1 günümü boş istedim sadece ama sanıyorlar ki sabah 12 de uyanıp çay kahve içecek gün istedim kendime... en basitinden bu pazartesimi anlatayım, sabah inciyi tsh kontrolü ve muayene için doktora götürdüm, sonra eve getirdim uyuttum, sonra öğretmeni geldi fizyoterapi için, o burdayken çamaşır serdim, o giderken ben de çıkıp tsh sonuçlarını aldım, sonra o aldığım sonuçları Çorluya başka bir doktora götürdüm, gerig eldim. sonra inci yi alıp aşıya götürdüm... eve vardığımda sadece kahvaltı edip çıkmış ve eve 7 de gelmiştim...
anlatmadığım teferruatlar daha çok... ben wc ye gitmek için bile inci nin uyumasını beklerim, çünkü onun uyanık olduğu her sn bizim için ders çalıştırmak, birşeyi öğrensin diye tekrar etmek için çok önemli.. eğer çocuğunuza alkış yapmayı öğretmek için deli gibi ikide bi alkış yapıyorsanız, onun dil gelişimi için temizlik yaparken bile "ceeeviz aaaadam şip şap şop" diye çocuk şarkısı söylüyorsanız, okulda nöbet tutarken, koridorda tur atarken bile eve gidince inci'ye hangi etkinliği yapsam da birşeyi öğrenmesi kolaylaşsa diye düşünüyorsanız, eğitime götürürken o ağlamasın diye arabada türlü şebeklikler yapıyorsanız, bir çıngırak sallaması size Tübitak'ta proje kazanmış hissi uyandırıyorsa, attığı 1 bağımsız adım koşuda altın madalya kazanmış gibi sevindiriyorsa sizi bir kahveye beklerim... beni ancak siz anlarsınız...
çocuğu olanlara asla haksızlık etmem,çünkü çok zor bir canlıyı büyütüp belli bir yaşa getirip eğitmek... ama down sendromlu çocuğu olanları da siz anlamasanız da dinleyin olur mu? belki sizin "nasılsın?" demenize bile ihtiyacı vardır!
10 Kasım 2016 Perşembe
ümitsizlik mi? o yok cnm...
genelde geliyor bu soru? hiç ümitsizliğe kapıldığın, ağladığın zırladığın olmuyor mu? olmuyor artık..
en son inci için ne zaman ağladığımı unutmama ramak kaldı... ilk gün hafızamın en derin yerlerinde taptaze duruyor... ama ağlamak? o yok işte...
nasıl bakacağım? dedim...valla bakıyorum işte.. nasıl büyüyecek? dedim.. 1 yaşında oldu bile..
ümitsiz olsam kime ne faydası olacak? elimden ne gelecek? ümitsiz olmak sadece beni benden, inciyi olmasını hayal ettiğim o güzel genç kızdan alır götürür... yerimizde sayarız.. ümidim olmazsa eğitime böyle koşarak gidemem.. umudum olmazsa inci enerjisini benden alamaz. .. ona inanmazsam onun yapabileceklerini göremem... ona güvenmezsem o koşamaz...
bi dönemin çok ünlü "best seller" dedikleri kitaplarından biri vardı, "SECRET"...Cem Yılmaz pek eleştirmişti=) hatta "baksana nişastanın yanında duruyor, sana nasıl bi mucize getirir" diyordu =) okumuşluğum var tabi ki =) inanma mevzusunu da sanırım kendime göre yorumladım, uyarladım..sizin "aklıma gelen başıma gelir" durumundan ibaret aslında:)
atanmadan önce hep "bana çıksa çıksa Hakkari çıkar" dedim, Hakkari ye atandım =) geri gelirken eşimin evini olduğu ilçe çıkacak dedim, çıktı... hamile iken İnci nin bi ultrason görüntüsüne bakıp "down a benziyor " diyip netten down sendromlu ultrason görüntüleri inceledim durdum, ve sonuç=) şimdi bi sayfaya bakıp birşey beğeniyorum, bigün mutlaka hediye olarak geliyor veya bi şekilde hayatımızda yer alıyor.. birini aramaya kalksam o benden önce arıyor,ya da karşıma çıkıyor.. siz adına "secret", "şom ağızlı", "aklına gelen başına gelir" , "6. his"... ne derseniz deyin... bunu adı mucize...
şimdi bu kadar şey beni bulmuşken, ben nasıl ümitsiz olurum? ümitsiz olduğum 1 dk bile gelir beni bulur valla :) ben ümitsizliği değil, ümidi, umudu, pozitifliği, mutluluğu, İncinin kocaman genç bi kız olduğunu, konuşabildiğini, benimle hala eğlenebildiğini,güzel günler geçirdiğimizi,kucağımda değil ama yanımda elimi tutup koşabildiğini çağırıyorum... onları hayal ediyorum.." şom ağızlı "demesinler, bu kez "6. hissi ne kuvvetliymiş "desinler :)
en son inci için ne zaman ağladığımı unutmama ramak kaldı... ilk gün hafızamın en derin yerlerinde taptaze duruyor... ama ağlamak? o yok işte...
nasıl bakacağım? dedim...valla bakıyorum işte.. nasıl büyüyecek? dedim.. 1 yaşında oldu bile..
ümitsiz olsam kime ne faydası olacak? elimden ne gelecek? ümitsiz olmak sadece beni benden, inciyi olmasını hayal ettiğim o güzel genç kızdan alır götürür... yerimizde sayarız.. ümidim olmazsa eğitime böyle koşarak gidemem.. umudum olmazsa inci enerjisini benden alamaz. .. ona inanmazsam onun yapabileceklerini göremem... ona güvenmezsem o koşamaz...
bi dönemin çok ünlü "best seller" dedikleri kitaplarından biri vardı, "SECRET"...Cem Yılmaz pek eleştirmişti=) hatta "baksana nişastanın yanında duruyor, sana nasıl bi mucize getirir" diyordu =) okumuşluğum var tabi ki =) inanma mevzusunu da sanırım kendime göre yorumladım, uyarladım..sizin "aklıma gelen başıma gelir" durumundan ibaret aslında:)
atanmadan önce hep "bana çıksa çıksa Hakkari çıkar" dedim, Hakkari ye atandım =) geri gelirken eşimin evini olduğu ilçe çıkacak dedim, çıktı... hamile iken İnci nin bi ultrason görüntüsüne bakıp "down a benziyor " diyip netten down sendromlu ultrason görüntüleri inceledim durdum, ve sonuç=) şimdi bi sayfaya bakıp birşey beğeniyorum, bigün mutlaka hediye olarak geliyor veya bi şekilde hayatımızda yer alıyor.. birini aramaya kalksam o benden önce arıyor,ya da karşıma çıkıyor.. siz adına "secret", "şom ağızlı", "aklına gelen başına gelir" , "6. his"... ne derseniz deyin... bunu adı mucize...
şimdi bu kadar şey beni bulmuşken, ben nasıl ümitsiz olurum? ümitsiz olduğum 1 dk bile gelir beni bulur valla :) ben ümitsizliği değil, ümidi, umudu, pozitifliği, mutluluğu, İncinin kocaman genç bi kız olduğunu, konuşabildiğini, benimle hala eğlenebildiğini,güzel günler geçirdiğimizi,kucağımda değil ama yanımda elimi tutup koşabildiğini çağırıyorum... onları hayal ediyorum.." şom ağızlı "demesinler, bu kez "6. hissi ne kuvvetliymiş "desinler :)
5 Kasım 2016 Cumartesi
hayat kısa ve ....
şaşkınım.. bu gömdüğüm kaçıncı cenaze? kaç ölüm geçti hayatımdan, önce onu saydım....
küçücüktüm Gürcan abim gitti, kuzenim, teravih namazından gelirken bir kavgayı ayırmaktı tek suçu.. ve kalbine giren bıçak aldı götürdü onu...
sonra dedem.. ayak damarları patlayana kadar içtiği sigarası ağzında gitti yine...
sonra anneannem... karnı davul gibi şişmişti son zamanlarında.. içinde ondan bağımsız hızla çoğalan kanser hücreleri aldı götürdü onu da..
ve İrem... abimin, yengemin kuzusu... benim boncuğum... o da nefes alma savaşını 8 sene sürdürebildi... onu da kistik fibrozis aldı gitti bizden...
sonra diğer dedem(annemin babası)... bugün ölecek yarın ölecek diye bakıldı yıllarca, hastaydı çünkü...o da 5 sene daha yaşadı bu yalan dünyada...
ve şimdi Gülşen Anne... İnci 'nin babannesi... Uğur'umun annesi... 15günde insan ölür mü? dedirten cinstendi bu kez.. hala bi yerlerden çıkıp gelecekmiş gibi geliyor... onun pankreas kanseri olduğunu öğreneli sadece 15 gün olmuştu... meğer onun içini saralı ne çok olmuş... ağrıyor dediği karnında kimbilir ne zamandan beri vardı bu hastalık, bilemedik.. hala inanamadık... aklım almıyor...
pek keşke demem hayatımda.. tek keşkem var bugün... keşke hala hayatta olsaydın da, hala sana kırılabilseydim, hala "onu yapma öyle olmaz "diyebilseydim , keşke sağ olsaydın da evlatlarının, eşinin başında dursaydın... okuyor musun Gülşen Anne? vicdanım rahat, hiç kötü laf etmedim sana.. vicdanım rahat kırılsam da... senin de rahat olsun... hep derdin ya "helal et hakkını" diye... geçti mi sana hakkım bilmem ama bir yudumcuk da geçtiyse helal olsun... İrem'im boncuğum seni bulsun orda... yanında olsun minik meleğim...
Gülşen annem de gitti şimdi... daha kemoterapiye bile başlayamadan... hani vade dediğiniz şey var ya, o yarım işlerinizi, kırgınlıklarınızı, barışmalarınızı, planlarınızı, hayallerinizi beklemiyor...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)